Seni her gece böyle uzaktan tel örgülerin arkasından izliyorum, sana hasret, gidişini seyrediyorum. Her gece gidiyorsun beni bırakıp hiç utanmadan... En azından ağacı bana bıraksaydın, gölgesine sığınır, korurdum kendimi veya iskeleyi bıraksaydın; kavururken sen beni, denize girip serinlerdim. Neden bu kadar karşısın ve neden bu kadar uzak bana? Bazen hiç geri dönmemeni istiyorum, bazen ise tam tersi... Sen gidince ışığım gidiyor, karanlık oluyor dünyam, acı veriyor. Sen gelince ise yakıyorsun beni, tenim acıyor. Her iki acıyı da taşımakta zorlanıyorum. Bir de şu tel örgüler var koyduğun... Yoksa ben miyim bunları koyan buraya? Aklımı yitireceğim bu manzara karşısında, o kadar güzelsin ki... Firar edesim var buradan... Atlayıp tuzlu sulara sana kadar yüzmek istiyorum. Tuz dağlar belki yaralarımı sana ulaşana kadar da, tertemiz ve yenilenmiş kalbim ve tenimle atlarım koynuna... Bir de şöyle yanısımıyor musun denizin üstüne, aynı aklıma ve fikrime yansıdığın gibi kalbimden... İşte o zaman bitiyorum ben... Haydi git şimdi daha fazla acı verme bana, nasılsa sabah olunca yine yakacaksın beni, akşam olunca da terkedip gideceksin yine... Kimbilir kaç sıfır öndesin bu benim hiç bir zaman kazanamayacağım oyunda...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder